Ara

Standart varsa, özgürlük yoktur.

ni guerra entre pueblos ni paz entre clases

“Kendine Ait Bir Roma” Üzerine

Namık Kemal 32 yaşındayken Silistre’de geçen bir savunma savaşını anlattığı Vatan adındaki tiyatroyu yazarken zihninde geçen “vatan toprağı neresidir?” sorusunun cevabını merak etmek bir tarihçiye düşer mi? Cevabım kısa, bence fazlasıyla düşer ve bunu dert edinmeyen tarihçi bilgi derleme ve toplama memurundan farklı bir şey değildir. Güncel bir yorumsamaya imkân vermeyen salt bilgi toplayıcılığının bir tarihçilik olduğunu düşünen çok fazla insan arasında Cemal Kafadar’ı kıymetli yapan da bu gibi küçük görülen ayrıntıları gözeterek bir takım güncele değen çıkarımların peşine merakla ve sabırla düşmesidir diyebiliriz. Bu yazıyı belki de haddimi fazla aşarak Kafadar’ın son kitabı üzerine bir takım şeyler söylemek için yazdığımı en başından belirtmeliyim. Umarım hakkını verebilirim. Continue reading ““Kendine Ait Bir Roma” Üzerine”

Reklamlar

Yepyeni Belediye Başkanı

istiklal-591x295.jpg

İBB Halkla İlişkiler Müdürlüğü, kurumsal twitter hesabından (@ibbPR) Kadir Topbaş’dan sonra görev başına getirilen Mevlüt Uysal için şu twiti attı: “Kutlu şehrin emanetini teslim alan başkanımız; @mevlutuysal_bsk Hoşgeldiniz!” [1] Bu twitte dikkat çeken bir tamlama var, “kutlu şehir” ve yazının amacı bu bence fevkalade dikkat çekici tamlamaya dikkat çekmeye çalışmaktan ibaret.

Öncelikle “Mevlüt Uysal neyi temsil eder?” sorusunu sormak durumundayız. İlk olarak akla gelen bazı argümanlar var ve seçildiği kesinleşir kesinleşmez bazı sol ve muhalif portallarda bu “dikkat çeken” yönleri vurgulayan haberler yapıldı.  Âcizane kanaatimce, yeni belediye başkanının kişiliğinden bağımsız olarak, bir temsil imkânı olduğunu ve seçilmesinin en büyük nedeninin kendisine atfedilen bir temsil kabiliyeti olduğu düşünüyorum. Sanırım bu bahsi açarak bir yerlere gelebilirim. Continue reading “Yepyeni Belediye Başkanı”

Mar Ahron Manastırı(Kale-i Muşar) yolculuğu

Malatya’nın her tarafından görünen ve tüm bölgeye hakim, yaklaşık 1400 mt rakımı olan bir tepede yer alıyor. Karakaya barajını tek parça halinde görebileceğiniz tek yer, Billan(Devletin koyduğu isim Bilaluşağı) köyünün üstünde ve tepenin eteklerinde bir sahabi olduğu söylenen Abdulvahap Türbesi var. Manastıra gitmek için Işıklı köyünden geçtik(köyün gerçek adını unuttum), mesafe olarak çok yakın olmamasına rağmen arabayla ulaşımın ve düzlüğün en çok olduğu yol hattı bu. köyü geçtikten sonra ilk solu yok sayıp sonra çıkan yoldan iki kere sol yaparak dağa yaklaştık, arabanız eğer yüksek ise baya mesafe götürür ama bizimkini manastırı görecek kadar yaklaştıramamıştık. arabayı bıraktıktan sonra ıssız bir yolda 1 saatten fazla yürüdük, yüksek tepeleri aşarak-yol çok zahmetliydi- manastıra varabildik. suyumuz yolculuğa yetmedi, tepede iken ben 3 tane, kardeşim 4 tane beyaz kartala(bu yörede kürtler bu kartala sisolak dermiş) rastladık, normalde tek başına uçar bu kartallar, bunlar beraber uçuyordu, dönüşte de bir siyah kartal gördük, bol miktarda yılan deliği vardı ve sanırım bizden çok kartallardan saklanıyordu yılanlar, manastır fevkalade tahrip edilmiş, altın arayıcıları bazı duvarları kasten kazmış hatta, söylenene göre roma döneminde yapılmış bir yer, garip gelecek belki iki şehrin tam ortasında ve oldukça haşmetli bir yapı olmasına rağmen bölge halkından çok ermeniler gidiyor görmeye, bence çokça gidilmesi gereken ve definecilerin yağmasından korunması gereken bir yer.
Tarih kayıtları bu manastırın/kalenin aynı zamanda  Alaattin Keykubat’ın İzzettin Keykavus tarafından hapsedildiği yer olduğunu yazar. Bir rivayete göre kale bir rivayete göre manastırdır. Ancak içinde hiç haç işareti vb. görmedik, kale olması daha yüksek ihtimal gibi duruyor. Kalan yapının sadece 2 kat olduğu görülüyor ancak en az 3 en fazla 7 kat kadar olma ihtimali var, söylentiler üzerinden aktardığım bir bilgi bu. Eğer altında hapishane varsa çok daha büyük bir yapı olma ihtimali var demektir.

 

Müslüman Kalmak Politiktir! (VİDEO) (Lokma Hırka Kıyam Söyleşilerinden)

31 Mart 2017’de Sakarya’da yapılan söyleşide şöyle bir sunum yapmıştım. İlginize.

Saedi’nin Top Romanı Üzerine

9781780832791-usBu yazıda Saedi’nin Türkçede ilk kez basılan bir kitabının kritiğini yapmaya çalışacağım. YKY tarafından Türkçe’ye kazandırılan bu eser için öncelikle teşekkür etmem gerekiyor, zira dünyada az çok bilinen büyük bir edebiyatçının anlatımını ve yeteneğini görmemize vesile olması büyük bir hizmet. Üstelik bu kişinin Tebrizli bir romancı olması ve yanı başımızda yaşamış olması ayrı bir güzellik. Anlattığı bu coğrafyaların hikayesi… Continue reading “Saedi’nin Top Romanı Üzerine”

Ghost in Shell ve Hatırlattıkları

Ghost in Shell ve benzeri yapımlar normal şartlarda eğlencelik amaçlı seyredilen filimlerdir ancak bu gibi yapımlarda işlenen konular artık yüzleşilmesi gereken ve üretim ve tüketim anlayışlarını kökten değiştirecek bir faza evrilmiş durumda. Bir çoğumuza garip gelecek ama dünyanın meraklıları (zenginleri, bilim insanları, entellektüelleri, iletişimcileri , yer yer din adamları, hukukçuları ilh.) harıl harıl bu konuları ve getirecekleri şeyleri tartışıyorlar. Sermaye sahipleri yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte oluşacak yüksek işsizliğin kriz yaratmadan yeni olana entegrasyonu için kafa patlatıyorlar,  mesela en basitinden vatandaşlık maaşı tartışmaları tam olarak bu gelişmelerle alakalı bir yerde duruyor. Genel adlandırmayla(Almanların adlandırmasıdır) 4. Sanayi Devrimi olarak betimlenen vakanın çok farklı veçheleri var ve kaba taslak gelişimlerin seyredeceği izlek öngörülebiliyor. Sorun, etkileri ve yaratacağı yeni gerekliliklerde oluşan soru işaretinden kaynaklanıyor. Bu yazıda açıkçası devasa bir konunun tüm parçalarını anlatabilecek durumda değilim. Zira çok fazla bilgi ve çok fazla tartışma, değişen üretim ve tüketim anlayışıyla birlikte ortaya çıkıyor, hepsini kuşatmak imkansız. Bu yazıda bu tartışmaların henüz imkansız ve uçuk görüldüğü, eğlencelik hayal kurmalar olarak düşünüldüğü bir zamanda yapılan bir manga serisinin filimleştirilmesindeki dönemsel farklılıklardan, filmin konusundan, insana değen taraflarından felan bahsedicem sadece.  Continue reading “Ghost in Shell ve Hatırlattıkları”

öncelikler diyalektiği

öncelikler bizi biz eden şeyler ya malum, kendimizi hangi kelimeyle/kimlikle tanımladığınız, nereye ve neye ait oduğunuzu, ne için ne karşılık üreteceğinizi belirler. bazı kimlikler için ise öncelikler iç içe geçmiş ve birbirinden ayrılamaz durumda. misal ortodoksluk ve rusluk gibi yada farslık ve şiilik gibi. değerler ile etnik aidiyet tek havuzda ayrıştırılmayacak şekilde karışmış bazı toplumlarda. bir üst değer sistemine çıkamadıkları müddetçe kapsayıcılık imkanı olmayan bu durumdakiler en talihsizler olarak değerlendirilebilir zira temel kural olan değişmenin kaçınılmazılığının yarattığı sorunlarla başetme imkanları günden güne zorlaşıyor. ister istemez kimlik krizleri kendini ağır bir yarıkla gösterir hale gelebiliyor. yaşanan travma oldukça derin izler bırakıyor insan hayatında. travmalar için çözüm üretilemediği müddetçe, kimlikler ölümcülleşebiliyor hatta.  Continue reading “öncelikler diyalektiği”

Lütfü Oflaz’ların Ülkesi!

SAY7_OFLAZ_4

Kolektif olanın asliliğine inanmanın zorlaştırdığı işlerden biri de hafızaya sahip çıkmaktır. Kolektif gelişen her iş bazıları tarafından sahiplenilmesi en kolay olarak düşünülür nitekim. Bu yazıyı bir hafızaya sahip çıkmak ve kolektif olana çekilen muamelenin kirli bir örneğine daha şahit olduğum için yazma ihtiyacı hissettim. Continue reading “Lütfü Oflaz’ların Ülkesi!”

Bitmedi daha!

Vedat Türkali’nin son kitabı Bitti Bitti Bitmedi’yi okudum. Hakkında üç-beş kelam etmek isterim. Kitabı okurken notlar almadım ve aklımda kaldığı kadar yazmaya çalışacağım.

Kitabı okurken ilk fark ettiğim şey metnin edebi gücünün ve kurgusunun beklentilerimin altında olduğuydu. Başkahraman Tarık’ın dünyası ve ızdırapları okuyucuyu kendi içine yeteri kadar çekemiyor, okuyucu metnin dışında kalarak okuma imkânını kaybetmiyor. Belki de bu benden kaynaklanan bir durum emin değilim, nihayetinde öznel bir yorum yapıyorum. Ayrıca olaylar arasındaki geçişlerde yaşanan boşluklar ve zamansal atlamalar ile birlikte bir şekilde adı konmayan ve nasıl gerçekleştiği gizemli kitap boyunca koruyan güçlü bir bilgi dolaşım ağı var. Karakterlerini bir araya nasıl geldikleri ve birbirlerinden bu kadar nasıl haberdar okuyucu için olabildikleri muamma kalıyor. Tabi bu hal ister istemez kurgu üzerine yeteri kadar düşünülmediği izlenimi uyandırıyor. Okuyucunun bu geçişleri ve boşlukları sorgulamasına fırsat vermeden de kotarılabilir bir hikâye var ortada. Haliyle metinde bir acelecilik sezinledim kendi adıma. İyi niyetli bir yorumla yazarın yaşı ve biraz sonra değineceğim endişeleri bu acelecilikte etkili olmuş olabilir. Continue reading “Bitmedi daha!”

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑