Ara

Standart varsa, özgürlük yoktur.

ni guerra entre pueblos ni paz entre clases

Tiranlığı Yücelten Karanlık

“Çeşme var, kurnası murdar

yazgım

kendi avucumda seyretmek kırgın aksimi.”

Öncelikle belirtmek gerekir hiçbir halkın direngenliği ve sistemle problemi nedeniyle ortaya koyduğu tepki küçümsenemez. 15 Temmuz’da halkın tanklara karşı göstermiş olduğu direniş sol jargonla söyleyecek olursak oldukça “ilerici” bir tepkidir. Bir halkın kurşunlara karşı durması ve haklarını muhafaza için ayaklanmasıdır. Hali hazırda bu tepkinin küçümsenmesi, sağlıklı bir toplum okuması yapmaktan mahrum bir yaklaşımın muhalif kesimler için ciddi anlamda cari olmasından kaynaklanmaktadır.  Bu yazıda ise bir halk övgüsünden çok meseleyi facia ve katliam boyutuna taşıyan gerilimin kodları çözülmeye çalışılacaktır. Okumaya devam et “Tiranlığı Yücelten Karanlık”

Liyakat Esası Bu Devlete Uğramayacak

Devlet içinde Gülenci kadroların en becerikliler olduğuna dair bir ön kabul var. Bence değil. Bu yapı “liyakat” sahiplerini manipüle eden bir yapıydı. En azından son 30 yılın en iyilerini bilme şansımız olmayacak çünki neredeyse bütün sorular çalınmış ve bütün disiplin soruşturmaları şaibeli ellerin müdahalesine maruz kalmıştır. 
Toplumlarda liyakat ve yetkinlik dediğimiz şey bana sorarsanız eşit dağıtılmıştır. A ırkı, B cemaati, C formasyonu, D bölgesinin insanları vb. daha iyi yada daha kötü değildir. Bazı yeteneklerin öne çıkması tabiidir ama devlet yönetmek gibi basit ve teknik bir işteki liyakat her toplum için imkan dahilindedir. Birilerinin bu işte daha becerikli olduğunu düşünmek bence yanlış…
Bununla birlikte gelecekte maruz kalacağımız işleyişten de çok ümitli değilim. AKP’li selametçilerin, sağcıların ve trollerin de iltimasçılıkta eksik kalır tarafları yok. Hatta bunu daha vandal, açgözlü ve pervasızca sergileyeceklerdir. Çürüklüğün yaydığı koku ise daha hızlı yayılacak.
Yeni yapıda her atamada bir biat yada “meşru” bir temsiliyet şartını(CHP’lilik ve MHP’lilik gibi) illaki isteyeceklerdir. Kirli bir paylaşım süreci tekrardan işleyecek ve öyle sanıyorumki bu paylaşımı(paylaşım olayının bizzat kendisini) hazmedemeyenler yine dışarda kalacaklar. Liyakat esası bu devlete asla uğramayacak. 
Karamsarlığımda bir azalma hala yok.

Hekimhan’a Varmak

2002 Dünya Kupasında Güney Kore’yi yenip Dünya üçüncüsü olduğumuz maçı Hekimhan tren istasyonunda bir demiryolu işçisi olarak çalışan dayımla birlikte seyretmiştik. Erkek kardeşim 10 yaşındaydı, ben 19… Futbolumuzun makus talihini/tarihini kanıksamış olan futbol ilgisi çocuğunu futbolcu yapmak isteyecek kadar yüksek olan dayım için fevkalade bir neticeydi bu üçüncülük. Yaklaşık bir saat boyunca “vay be üçüncü olduk he” demişti istemsiz olarak. Yılların “yenilmişliğini” ne ölçüde sağalttı bilmiyorum, keyfi katsayısıncadır muhtemelen. İnsan kendi mutluluğu sırasında başkasının mutluluğunu ölçmede becerikli olamıyor pek nitekim…
O sene hazırlığı kıl payı geçip numarasız biletle İstanbul’dan Kurtalan Express ile varmıştım Malatya’ya. Eski köhne, sigara içilebilen ve bol tıkırtılı, perdeli kompartmanları olan küf kokulu trenler kullanılıyordu Kurtalan Express’te… Tüm yenilmişler, kaçak yolcular, bol çocuklu aileler ile gürültülü, yorucu, kahverengi bir yolculuktu memlekete dönüşüm. Yaz aylaklığını dayımla geçiştiriyordum. Erkek kardeşimle çat kapı varmıştık yanına.

Şimdi aldığım numaralı bilette yaptığım gün değişikliği nedeniyle yine bir numarasız biletle memlekete vardım. Teyzemi görmek için 14 yıl önce evim kadar rahat hissettiğim aynı istasyonda kardeşimle beraberim. 

Bu istasyon ile ilgili bir diğer anım da şöyledir. Lisedeyken o sıralar Hekimhan’da oturan dayım ve hala burada oturan teyzemi, diğer bir teyzem ve çocuklarıyla ziyarete gelmiştik. Vakfın kütüphanesinden okumak için aldığım Şeriati kitabını o tren yolculuğunda kaybetmiştim. Hangi kitap olduğu hatırlamıyorum. Mecburen harçlığımla yenisini alıp bırakmıştım diye hatırlıyorum. O kitabın nereleri gezdiğini çok merak ediyorum.

Biraz da Hekimhan’dan bahsedeyim, maden zenginliği olmasa ilçe statüsünde olması oldukça abes kaçacak olan bir kasaba burası. Genelde Verimsiz bir toprağı(ceviz ve üzüm konusunda iddialı ancak) ve sarp tepelerle dolu bir coğrafyası var. Ayrıca Türkiye’deki Alevi ocaklarının çoğu bu yöredeki köylerdedir. Her ne kadar kasabada Sünni dominasyonu göze çarpsa da senkretik bir karaktere sahip olduğunu söyleyebiliriz yörenin. Bende hep devletten kaçanların saklanmak için yerleştiği bir hayat alanı tadı bırakmıştır. Madenler ve demiryolu korunaklı halden çıkarmış buraları… Kardeşim ise hep güzel kızlarıyla hatırladığını söylüyor Hekimhan’ı.

Kurtalan Express’le değil bu sefer, 4 Eylül Mavi treni ile geldim ve kardeşimleyim. Biletler yine numarasız ama çok daha konforlu bir tren bindiğimiz. Eskişehir’de üretilmiş, yüzde yüz de yerliymiş… Kondüktörün sigara içenlere bol bol caz yaptığı, vagon aralarında erketede sigara içtiğimiz bir konforumuz var. 

Avrupa şampiyonasından elendiğimiz şu zamanda dönemler arası kontrastı ne ölçüde gösterir bilmiyorum bu anlattıklarım. Aklıma düştüğünden yazdım.

Ötekine Duyulan Nefretle Kirlenmiş Hayat

“Ona düşmanlarını sordum. Saydı. Saydı. Saydı.”

Yahya Kemal ile Sohbetler, Sermet Sami Uysal

Kategorik ve sabitlenmiş bir öteki üreten her söz batıldır, müslümanca değildir. Şeytandan tevarüs edilmiştir. Dünyada iyi kötü bir düzen ihdas etme yeteneğine sahip tek canlı türü insandı ve insanlıkla malul olmayan her düzen iddiası bir şeytanlaşmayı içinde barındırır. Okumaya devam et “Ötekine Duyulan Nefretle Kirlenmiş Hayat”

Bir not: Orlando katliamı ve Galtung projeksiyonu

Johan Galtung twitter hesabından Orlando katliamı ile ilgili bir paylaşım üzerine aşağıdaki resmi paylaşmış. Daha derinlerde başka bir sorunun yattığına ve konuyu tek noktaya çekmenin yeterli olmadığına işaret etmiş. Bununla birlikte şu linkteki vidyoyu paylaşmış. https://www.youtube.com/watch?v=H_GMyHoVPqk
Vidyoda sağ kurtulan bir kadın Omar Mateen’in ülkesini bombalayan Amerikaya karşı bir tavrı olduğunu ve bombaların durdurulmasını istediğini söylediğini diyor. IŞİD’i açıkça desteklediği söylemiş ayrıca. Johan Galtung’un tviti ise şöyle:https://twitter.com/JohanGaltung/status/743332516409442306

Buradan yapılan katliam için bir meşruluğu asla çıkaramayız. Hiçbir dinden yada değerden yapılan katliamın haklılığını çıkaramayız. Ancak hastalığın resmini az çok çizebiliriz. Hasta ve şiddete meyyal ruhlar üreten bir çivisi çıkmışlık içinde aynı anda hem şiddet hastalığına hem de şiddeti ortaya çıkaran sistem problemine karşı durmanın zorluğu ise yeni değil.

Sürekli derinliğini arttıran ve her seferinde daha fazla inciten bir çatışmanın ortasındayız. İnsan kalmanın ve merhametin, zalimleşmeden toplum olarak kalabilmenin yollarına dair umudu kaybetmemek zorundayız.

Not: Galtung dünya barışı için önemli işlere imza atmış biridir bu arada. Oslo görüşmelerinde hakem olan 3. tarafın bu abi ve ekibi olduğuna dair sezgilerim var. Sadece Türkiye değil dünyanın bir çok yerindeki büyük prodüksiyon gerektiren barış ve çatışma çözümleme süreçlerinde rol aldığını ve bunu gönüllü yaptığını biliyoruz.

Altan Tan Çıkışı

Altan Tan çıkışı bir erken doğum mu yoksa içinde mevcut siyaset denklemine isyan mı barındırıyor bilmiyorum tam. Ama pre-siyasi bir ivmelenmeden rahatlıkla sözedilebilir.

Tan’ın cedelci ve rüzgar yaratma yeteneği meseleyi ne kadar ileriye taşır ya da bir ateşleme yapabilir mi göreceğiz. Anladığım kadarıyla da sadece ona bağlı işleyen bir durum yok. Farklı bileşenlerin de müdahil olduğunu seziyorum. Konuşan sadece Altan Tan olmayabilir. Okumaya devam et “Altan Tan Çıkışı”

Saygı Duymak

Yaşadığım bir kaç hatıradan bahsedicem.

1998 yılında İmam hatip ortaokulundan sonra düz liseye geçtiğimde birinci sınıftayken bir on kasım sabahı bütün okul ayaklandık. Ülke olarak ayaklananların küçük bir şubesiydik. Haydi saygı duruşuna dendi, sınıfca ayağa kalktık. Sol tarafta en ön sırada “solcu” olduğundan sürgün yemiş bir coğrafya hocamızın gözetiminde ve gözü önünde “saygı” duruşu esnasında gayrı ihtiyati güldüğümü hatırlıyorum. Tutamamıştım kendimi. Biz o an neyin kafasındaydık, bu yapılan nasıl bir mantıkla izah edilebilirdi, bedenim ve aklım bir türlü ikna olmuyordu. Ölmüş birini anmak için ritüel haline gelmiş ve hiçbir yasada geçmeyen bir teamülü yerine getiriyorduk. Tüm ülke çıldırmışçasına bu anlamsız teamüle uyuyordu. Okumaya devam et “Saygı Duymak”

Karl Popper’a Saygı

“Matematiğin gerçekle ilişkisindeki en zayıf hali bu hesaplamada görülebilir. 1’in altında kalan bir değerin çarpıldıkça sıfıra yaklaşmasının bir mantığı yok hayatta..”

13230131_10154702750741840_6766041096807630028_n

Yukarıdaki facebook paylaşımımdan sonra uzun bir tartışma başladı duvarımda zira verili olana teslim olmak bazı şeylerin kafa karıştırıcı olmasına mebnidir. Akabinde genel bir cevap olarak ve Popper’a saygı beyanı ile bitirerek aşağıdaki metni yazdım. Okumaya devam et “Karl Popper’a Saygı”

Evet, Aramak Hariç Her Şey Biraz Eksik

Merhabalar, ben Bedri. Otostopçu ÜMÜT’ün arkadaşı olan Bedri. Hani kitabında ehliyet sahibi olma tedirginliği ile tek başına yüzleşmemek için ehliyet kursuna beraber gittiği arkadaşlarından Bedri. Belki sadece daha çok indirim için bizi ortak etmişti planlarına. Pazarlık sırasında grup indirimini öne sürecekti, belki de komisyon anlaşması yapmıştı. İşte bundan tam olarak emin olamayan ama şikayetçi de olmayan, ÜMÜT’ün arkadaşı Bedriyim ben. Size bu yazıda Ümit’in kitabını anlatıcam.(Bu pasajı saçma bulabilirsiniz ama kitap bu kıvamda akıp gidiyor sayın okuyucu. Bu pitoresk anın tadını çıkarınız.) Okumaya devam et “Evet, Aramak Hariç Her Şey Biraz Eksik”

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑