Ara

Standart varsa, özgürlük yoktur.

ni guerra entre pueblos ni paz entre clases

Halep Düşerse…

“Musul düşerse sınır Erzurum olur” demiş Kürt mebuslar, Erzurum kongresinde.
Yalçın Küçük “Musul’u alamazsak, Diyarbakır’ı veririz” demişti Ekim ayında.
“Türkiye Kürtlerle barışamazsa sınır Kayseri olur.” uyarısı da yapıldı.
2. Mahmut Yeniçeri ocağını hal ettikten sonra sınır Kütahya olmuştu. Mısır Valisi Kütahya’ya kadar aldı.
Osmanlı çok aciz duruma düştü ve Kütahya Anlaşmasını imzaladı(1833). Mısır Eyaletinin sınırları aynı kaldı(Gazze) ve Mısır valisine özel yetkiler verildi. Şam, Girit ve Cidde’nin eyaletlerinin idaresi ve Adana’da vergi toplama hakkı. Adam İstanbul’a kadar alacaktı nerdeyse.
1840’ta İngilizlerin desteğiyle Mısır Hidivliği eski yetki ve sınırlarıan geri çekildi. (Londra Anlaşması)
Musul ile ilgili tahminler tutar mı bilmem ve güncel olan tartışma Halep, Şam’a kalırsa nolur? Sınırın Kayseri olmasının önüne geçen sigorta nedir?

Muhammed’in Mekkeye Girişi

4080387798_6cfba9f073

(Zafer Işık’ın paylaştığı vidyo üzerine aklıma gelenler)
Peygamberin hep kabenin içindeki putları devirdiğinden bahsederler. İçine girip putları asasıyla devidriğinden… Birincil siyer kaynakları başka bir şey daha söylüyor. Anlatılana göre peygamberin indirdiği putlar kabenin etrafında halka şeklinde çevriliymiş. her biri bir kabileyi temsil edermiş. her kabilenin kendine ait bir putu varmış. hukuk olarak işleyen şey bu kabilelerin çıkarları doğrultusunda şekillenmiş. ve bir zulüm mekanizmasına dönüşmüş. peygamber bu putları yıkıp bir tek kabeyi bırakmış. herkesin eşit kabul edildiği bir hukuk ve sadece görünmez, ulaşılmaz, dokunulamaz, bir tek varlığa(bunu sembolik olarak da yorumlayabilirsiniz, nasıl isterseniz) hasredilen münezzehlik.. bana sorarsanız bir hukuk vaadi olmayan, herkes için eşit ilişkiyi gözetmeyen, birilerinin(mesela türklerin, mesel erkeklerin, mesela patronların, mesela rizelilerin, mesela islamcıların, mesela selanik göçmenlerinin, mesela başka bir kabilenin üyelerinin, mesela cinsiyeti “normal” insanların, farketmez) üstünlüğüne halel getirmeyecek işlere tevessül eden ve buna inanan yani hukukun genelliği prensibini kanıksayamamış olan kişiler Peygamberin davası ve derdi ile dertlenmiş olamazlar. Hukuk vaadetmek ve bunu icra etmek kolay bir iş değil. Sadece ibadetlerle yada etiketlerle olmuyor o işler. Basitleştirisek put yıkmak demek hukuku herkese işletmek iddiası oluyor hülasa.

Şimdi kabenin dışında duran bir tane sembol var. İbrahim’in ayak izi. Bazıları arada durup ona secde ediyorlar, tavaf sırasında ve Suud askeri engelliyor secde edenleri. Araplar atası olarak gördükleri birine yapılan secdeden rahatsız mıdır tam emin değilim, en azından bazıları hayli memnundur muhtemelen.

Son olarak, “Dünya 5’ten büyüktür” harika bir laf. Jenerik. Ancak bunu kendi ülkende bir hukuk tesis ettikten sonra ve o 5 dediğin ülkelere ekonomik çıkarlar için yanaşmadan dediğinde anlamlı olabilir sadece.

Lafla peynir gemisi yürümez. Lafla Mekke fethedilmez.

24 Kasım Notu

babam öğretmen emeklisi ve gerçekten güzel bir insan-branşı İngilizce ve Anadolu’da öğrencilere çok zor gelen bu derste öğrencileri sınıfta bırakmayan ama parlak olan öğrencilere özel alaka gösteren ve bunu ücretsiz yapan hoca tipidir, az türden- ama ben kendimi bildim bileli öğretmenlerle kılım ve dersleri trollemekten keyif aldığım kadar hiç birşeyden keyif almadım. biraz ciddiye alsan 3 yılda bitecek bölümü 6 yılda bitirmemin tek sebebi de derslerden ve öğretmenlerden sıkılmamdı. trolleme de dersleri çekilir hale getirmiyordu bir süre sonra. üniversite diplomasını sadece bir sene düzenli derslere giderek ve kalan diğerlerine nazaran haketen zor olan dersleri yüksek notlarla geçerek alabildim(son sene verdiğim dersler verilmesi gereken tüm derslerin neredeyse yarısı kadardı). liseyi de annemin zorla okula göndermeleri olmasaydı-her sabah zorla gönderirdi okula ve okul da eve yakındı maalesef- bitiremeyebilirdim. bir de müdürümüz pederin arkadaşı olmasaydı kavga, dövüş gibi nedenlerle en azından ciddi disiplin cezaları alırdım ve belki mezun bile olamayabilirdim.


bugün öğretmenler günüymüş. esasında harf inkılabı günüdür. orta okuldayken yani imam hatipteyken(şimdi kapatılsın diyenlerdenim) arapça, kuran ve din derslerinde çok zayıftım. harflerin aynı zaman birer resim olmaları ve resim ezberim hayli zayıf olduğundan zorlanırdım bu derslerde. genelde babamın ortaokul ve lise arkadaşları yada bir şekilde şehirdeki meclislerde tanışıklıkları olması nedeniyle sözlüyle geçerdim bu dersleri. babamı tanıdıklarından geçirirlerdi yani.


şimdi harf inkılabı denilen şey, arap harflerini tedavülden kaldırarak, arap harflerini öğrenmek zaten kolay olan latin harflerini öğrenmeye mani olmazdı da nitekim, biraz gerilememize neden olmuş. hem arap harflerinden mahrum kalmışız hem de dil ufkumuz körelmiş.


Hülasa 24 Kasım bana oldum olası sempatik gelmemiştir.

Devleti Rabb Bellemek

devletin her şeyi lütfedebilme selahiyeti olduğu vehmiyle devletçilik yapanların kanaatimce firavunun kölelerinden pek farkları yok.
orta okulda İslamcı jargonun temel kavramlarına dair okutulan kitaplardan öğrendiğim Rabb kavramı terbiye eden anlamına geliyordu. mürebbiye de aynı kökten. yani çocuğun beslenmesi, bakımı ve terbiyesi için tutulan kişi.
firavun adamlarını toplayıp, ben sizin en yüce Rabbiniz değil miyim diye sorar ve sonraki ayette Allah firavunun dünyada ve ahirette azaba yakalandığını beyan eder. (Naziat 23-24-25)
devletin her türlü terbiye yetkisi olduğuna inanan, hak verip hak alan, lütfeden, öldüren yada dirilten bir şey olduğuna inanan köleler için devlet Kürtlere ne yapsa haktır. zira onlar Allah’tan çok kendini Rabb sanan kişilere yada bir mekanizmaya iman etmişlerdir.
“Devletimiz her şeyi verdi ama akıllı durmadılar, hak ettiler” bu cümle zavallı bir kölenin cümlesidir.
Allah’ın verdiğini Allah alır, Kürdün bir hakkı varsa, ki var, devlet onu sağlamakla memurdur. Aksi durumda helaki kaçınılmazdır.

ps: 1- bir paylaşım üzerine yapılan yorumlarda gördüm. canım çok sıkıldı. görmez olaydım. yorumu yazanı ciddiye almış olmamak için buraya yazdım. birileri bir Müslüman için Allah’tan başka Rabb ve ilah olmadığını inatla ve sabırla, tatlı dilli yada sert şekilde söylemeye devam edecek, birileri helak olana yada tövbe edene kadar.
2- az çok hakim olduğumu söyleyebilirim ama dini jargonla yazmayı pek seven biri değilim. eskiden çok daha az yapardım ama artık türk-islam sentezini faşizmle taçlandıran bir mekanik işlediği için din diliyle konuşmak/yazmak münafıklık alameti sayılmayabilir kanaatiyle rahat yazmaya başladım. artık türkçü olmak her şeyden makbul olacak sanırım.

Şeriatın maksadını tartışmamaklık

maalesef ülkemizde din adına konuşanlar atalarının dininden öğrendikleri şeriatı anlatıyorlar. kimse şeriatın maksadını konuşmuyor.
basitleştirecek olursak şeriatın tarihi anlamı ile günümüzdeki hukuk kelimeleri aynı anlama geliyor. kelimeler ve çağrışımları farklılaştı sadece. benim inandığım din, ki adına müslümanlık diyorum, geçmişin hukukunu birinci meselesi olarak görmez. din olarak anlaşılan şey ise kültürel havzaların yaklaşımları ve ritüelleri olarak yorumlanıyor maalesef. Allah, “.. sizin için din olarak İslâm’ı beğendim..”(maide 3) derken diğer dinler gibi belli ritüellerle ve kültürel yaklaşımlarla kabuk bağlamış, atalarının göreneklerini kural haline getiren toplumların dinini kastetmiyor diye inanıyorum.
şu durumda “şeriata göre 7 yaşında kızlarla evlenilebilir” demek geçmişteki toplumlar için anlamlı olabilir, ki doğruluğunu yada yanlışlığını görmek için o tarihte yaşamak durumundayız. ve geçmişte yaşamıyoruz malumunuz.
haliyle müslümanlıktan bahsedeceksek eğer, şeriatın(güncel anlamıyla hukukun) maksadından bahsetmek ve ona göre bir çıkarım yapmak durumundayız. (yada başka bir ifadeyle esasa bakmadan önce usule bakmak gerekiyor.)
inandığım din kadının yada erkeğin herkesin iradesinin güçlendirilmesini ve mağduriyetin engellenmesini yani basitçe adaleti emreder, murat ettiği ise eşitlemektir.
din dahilinde yorumlayınca benim gördüğüm, din adına ahkam kesen ve atalarının şeriatını satan tipler, dine hakaret ediyorlar. kirli emellerine ve azgınlıklarına dini ortak etmeye çalışıyorlar. hukuk isterken sesimiz boşuna yüksek çıkmıyor.

Unutulan

resetislamcıların en büyük sorunu “la ilahe illlalah” demenin ne anlama geldiğini unuttular, utanmanın insan kalabilmek için zaruriyetini, insanın neden eşrefi mahlukat olduğunu, eğer yeteri kadar özen gösterilmezse kim zaman “esfelessafilin” olunabileceğini, ölümlü liderlerin değil sadece Allah’ın rahmetin gazabından daha büyük olduğunu, unuttular.
zamanla yıllardır üvey evlat muamelesi yaptığını düşündükleri ve zalim bir baba gibi gördükleri, ezeli düşmanları kemalizmin tüm kötü huylarını aldılar. kafalarında kodladıkları şeyin aslında dizginlerini koparmış bir hırslı çetenin mugalatası olduğunu hiç idrak edemediler. Okumaya devam et “Unutulan”

miyazaki

yılını tam hatırlamıyorum. 10 yıl önce kadardı. miyazaki ismini duyup oğul miyazakinin Yerdeniz Öyküleri filmini seyretmiştim. Sadece mezun olmaya odaklı olduğum zamanlar olduğundan politik metinler yerine daha çok edebiyata yönelebildiğim bir zaman dilimiydi. güzel bir zamandı. senaryonun uyarlandığı metni okuma iştiyakım depreşti, sebebini hala çözemediğim bir şekilde… ömrümde ilk defa seyrettiğim bir şeyin yazılı halini okumaya niyetlendim. kütüphaneden Ursula L. Guin adında bir yazarın 5’li serisini okumak için kitap arar hale geldim. kitaplar bir öğrenci olarak bütçemi aşıyordu. tüm kitapları bitirebilmek için çok beklemiştim. bizim kütüphane geniş değildi o kadar. ders çalışmak için gelen mühendiserin işgal ettiği ve iyi kitapların çabucak kapıldığı ve uzun süre gelmediği taşra kütüphanesi gibiydi bizimkisi. kitapları sıralamayı gözetmeden teker teker ve iştiyakle bitirdiğimi hatırlıyorum. sonrasında terazi burcu olduğunu öğrendiğim ve daha bir hayran kaldığım bu yazarın sarsmadan ve gerilim yaratmadan yazarak anlattığı güzel halin büyüsüne kapılarak bir çok kitabını okudum. oğul miyazakinin daha sonraları kötü bir uyarlama olduğunu düşündüğüm bu ilk çıkış filmi bana oldukça olumlu getirileri olan bir şey olarak hafızamda yer etti. şimdi bir anime dizisi yapmış. şükranla anarak izlerim bunu da..

http://postkolik.com/dizi/ogul-miyazakiden-anime-dizi

Kemalizm yoktur

Birileri sağcıları Kemalizm yalanından uyandırsın. Oradan İslamcılık çıkarıp derinlikli şeyler söylediklerini sanıyorlar bir süre sonra..
Türkiye’de bir ideoloji yoktur, çeteler vardır ve ambalaj için tedavüle sokulan ideoloji giydirilmiş süslü laflar vardır.
Kötü tavır vardır ve iyi tavır… güzele çağıran söze sahip çıkmak, ayrıştıran ve fitne çıkaran söze itibar etmemek gerekir. O kadar.

Edit: Şöyle bir referans vereyim. Uydurmadığım belli olsun madem: “Onlar ki sözü (kavl) dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlar, ALLAH’ın yol gösterdiği kimselerdir. Onlar akıl sahipleridir.” Zümer 18

Tiranlığı Yücelten Karanlık

“Çeşme var, kurnası murdar

yazgım

kendi avucumda seyretmek kırgın aksimi.”

Öncelikle belirtmek gerekir hiçbir halkın direngenliği ve sistemle problemi nedeniyle ortaya koyduğu tepki küçümsenemez. 15 Temmuz’da halkın tanklara karşı göstermiş olduğu direniş sol jargonla söyleyecek olursak oldukça “ilerici” bir tepkidir. Bir halkın kurşunlara karşı durması ve haklarını muhafaza için ayaklanmasıdır. Hali hazırda bu tepkinin küçümsenmesi, sağlıklı bir toplum okuması yapmaktan mahrum bir yaklaşımın muhalif kesimler için ciddi anlamda cari olmasından kaynaklanmaktadır.  Bu yazıda ise bir halk övgüsünden çok meseleyi facia ve katliam boyutuna taşıyan gerilimin kodları çözülmeye çalışılacaktır. Okumaya devam et “Tiranlığı Yücelten Karanlık”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑